108 Yıllık Olimpiyat Maceramız

Türkiye'nin Selim Sırrı Tarcan'ın girişimleriyle tanıştığı Olimpiyat ruhu, 100 yılı aşkın bir sürede sayısız zorluklarla, birçok hayal kırıklığıyla, ama pek çok altın başarıyla ve hatta rekorlarla da gelişip büyüdü.

 

Deliorman şehrinden, "Koç" lakaplı Mehmet isminde bir genç 1896 yılında Atina yollarına düşer. Amacı burada yapılması planlanan ilk resmi Olimpiyat oyunlarına katılmaktır. Ancak genç sporcu Yunanistan'a ulaştığında Uluslararası Olimpiyat Komitesi (UOK) tarafından müsabakalara katılma isteği ret edilir. Sebebi ise Osmanlı İmparatorluğu'nun komiteye henüz resmi üye olmamasıdır. Böylece ilk Olimpiyatlar Türkiye'nin katılımı olmadan gerçekleşir. Ancak Türkiye'nin 108 yıllık Olimpiyat macerası gayri resmi olarak başlamıştır. Türkiyeli sporcular, 1900 Paris ve 1904 Saint Louis Olimpiyatları'na da, Osmanlı'nın geçirdiği çalkantılı dönem yüzünden, katılamaz. 1906'da, modern Olimpiyatların 10'uncu yılı nedeniyle Atina bir "Ara Olimpiyatlar" düzenlenir. UOK oyunlara katılmak için komiteye üyelik yerine, sporcuların bir ülke uyruğunda olmasının yeterli olduğu kuralını getirince, Osmanlı ilk defa bu oyunlarda yer alır. Bu oyunlara katılan 18'i Rum, 10'u İngiliz, biri Musevi ve biri Ermeni 30 sporcudan tamamı yabancı uyruklu Osmanlı vatandaşlarıdır. Aralarından Tatavla Heraklis Jimnastik Kulübü'nün (bugünkü Kurtuluş Kulübü) sporcusu, jimnastikçi Yorgo Alibrantis 10 metre ipe tırmanma yarışında 114 saniyelik derecesiyle rekor kırar. İpe tırmanma müsabakaları bir sonraki Olimpiyatlarda programdan çıkarıldığından, bu rekor bugün bile geçerliliğini korur. Ne yazık ki UOK, önceki iki organizasyondan çok daha fazla ses getiren 1906 Yaz Oyunlarını, dört yıllık döngüye uymadığı için resmen Olimpiyat kabul etmez.

İlk resmi sporcumuz Aleko Mulos
Osmanlı'nın Olimpiyatlara resmi ilk katılımı 1908'de gerçekleşir. Olimpik hareketi geliştirmek düşüncesinde olan modern olimpiyatların kurucusu Baron Pierre de Coubertin Osmanlı devletini de bu harekete katmak için 1907'nin yaz aylarında İstanbul'a gelir. Coubertin burada Galatasaray Lisesi'nde öğretmenlik yapan arkadaşı Jouery aracılığıyla Galatasaray Lisesi mezunu olan ve İzmir Lisesi'nde de beden eğitimi ve spor öğretmenliği yapan Selim Sırrı Tarcan ile tanışır. Tarcan'ı Olimpiyatın anlamı ve Olimpiyat oyunları hakkında bilgilendirdikten sonra Osmanlı Olimpiyat Cemiyeti'ni kurmasını ister.
Selim Sırrı Tarcan ülkenin o dönemdeki siyasi durumu dolayısıyla izin çıkmayacağını belirtir. Coubertin bunları dinledikten sonra yine de Tarcan'ın şahsi temsilcisi olmasını diler ve cemiyet kurulmaya izin çıktığı zaman milli komiteyi kurma teklifini iletir ve ülkeden ayrılır. Zira bu görüşmenin üzerinden bir yıl geçtikten sonra 1908'deki 2'nci Meşrutiyet Hareketi'nin ardından Selim Sırrı Tarcan Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti'ni kurar. İlk Olimpiyat Komitesi'nin başkanlığına Servet-i Fünun gazetesinin sahibi, eski sporculardan Ahmet İhsan Tokgöz Bey getirilir. Tarcan da genel sekreterlik görevini üstlenir. 1909'da Osmanlı Milli Olimpiyat Cemiyeti ilk kez Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin Berlin'de yaptığı toplantıda Tarcan tarafından resmen temsil edilir. Baron Pierre de Coubertin 1907'de İstanbul'a ziyareti sırasında kendisine rehberlik ve tercümanlık yapan jimnastikçi Aleko Mulos'u Londra Olimpiyatları'na davet eder. Rum uyruklu sporcu bu oyunlarda başarılı olamamasına rağmen Osmanlı'yı Olimpiyatlarda resmi olarak temsil eden ilk sporcu olur. Osmanlı bayrağı ilk kez resmen 1912 Stokholm Olimpiyat Oyunları'nda dalgalanır. Tarcan gazetelere sporcuları oyunlara çağıran ilanlar verir. Bu ilanlara sadece Vahram Papazyan ve Mıgır Mıgıryan adlarındaki iki Ermeni genci ilgi gösterir. Bu sporcular kendi olanaklarıyla İsveç'e gidip, ülkemizi temsil ederler ancak başarılı olamazlar. İlerleyen yıllarda Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nı çıkaran ülkelerden biri olarak Almanya gibi Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nden çıkarılır ve 1920 Anvers Olimpiyatları'na katılmasına izin verilmez. 1921'de ise Macaristan ile birlikte Coubertin'in teklifi ile yeniden üyeliğe alınır. Tarihler 16 Ocak 1924'ü gösterdiğinde Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye Milli Olimpiyat Cemiyeti kamu yararına bir kuruluş olarak kabul edilir.

Atletizmde ilk ve tek Olimpik derece

Cumhuriyet'in ilanı sonrası Atatürk, yeni Türkiye'nin ilk katılacağı Olimpiyatlar olan 1924 Paris Yaz Oyunları'na en iyi şekilde hazırlanılmasını ister. Yapılan çalışmalar sonucunda futbol takımımızın başına İskoç Billy Hunter, güreşçilerimizin başına Macar Raol Peter, atletlerimizin başına da Alman Abrahams isimli yabancı antrenörler getirilir. Türkiye 1932'deki Los Angeles Olimpiyatları'na sporcularını maddi olanaksızlık nedeniyle gönderemez. İlk başarılarımız, Nazilerin ev sahipliği yaptığı 1936 Berlin Olimpiyatları'nda gelir. "Mersinli" lakaplı Ahmet Kireççi, 79 kg serbestte Olimpiyat üçüncüsü olarak Türkiye'ye ilk madalyayı kazandırır. Grekoromenci Yaşar Erkan ise 61 kg'da birinci olarak, ilk altını kazandıran sporcu olur. 1948 Londra Olimpiyatları'nda Türkiyeli sporcuların sonunda yıldızı parlar. Güreş branşında alınan altı altın, dört gümüş ve bir bronz madalya dışında, Türklerin bugüne dek atletizm dalında kazandığı ilk ve tek Olimpik madalyayı, üç adım atlamada Ruhi Sarıalp (bronz) getirecektir. Bu oyunlarda ayrıca Cihat Arman, Naci Özkaya, Murat Akyüz, Selahattin Torkal, Bülent Eken, Hüseyin Saygun, Fikret Kırcan, Erol Keskin, Gündüz Kılıç, Lefter Küçükandonyadis ve Şükrü Gülesin'den oluşan futbol takımımız beşinciliği kazanır. 1952 Helsinki, Türkiye için "talihsiz" geçer. Milli Olimpiyat Komitesi, Londra'da madalya kazanan Nasuh Akar, Gazanfer Bilge, Halil Kaya ve Yaşar Doğu gibi dört şampiyon güreşçinin ve Ruhi Sarıalp'in, para ödülü kabul ettikleri gerekçesiyle onların amatörlüklerini onaylamaz ve Olimpiyatlara katılamazlar. Helsinki'de başarımız güreşte iki altın ve bir bronz madalyayla sınırlı kalır. Ardından Melbourne Olimpiyatları'nda mindere yeni nesil güreşçiler çıkaran Türkiye, 1960 Roma Yaz Oyunları'nda asıl çıkışını yapar ve yedi altın ile iki gümüş madalya kazanır.

Rekorlar

ABD'nin başını çektiği 1980 Moskova Olimpiyatları'nı boykot çağrısına pek çok ülkeyle birlikte Türkiye de katılır. 1984'te ise ilk kez üçüncü bir branşta madalya kazanılır. Boksörlerimiz Eyüp Can ve Turgut Aykaç Los Angeles'tan bronz madalyayla döner. Olimpiyat oyunlarında rekor kıran sporcularımız da vardır. 1988'de Seul'de Naim Süleymanoğlu üç Olimpiyat rekoru, 1996'da ise Halil Mutlu yine halterde üç Olimpiyat rekoru kırar. Aynı oyunların okçuluk elemelerinde Natalie Nazaridze de Olimpiyat rekoruna imza atar. Ancak finale çıkamayınca, bayanlar okçuluk takımımız dördüncü sırayla yetinir. Olimpik madalya kazanan ilk kadın sporcumuz, judoda 48 kg'de mücadele eden Hülya Şenyurt olur (1992 Barselona, bronz). Dövüş sporlarında ilk altın madalyayı yine judo disiplininde Hüseyin Özkan, 2000 Sidney Oyunları'nda kazanır. Geç de olsa, Türkiye'den katılan atletlerin başarılı oldukları dallar giderek çeşitlenmektedir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !